kadın, "bana herkes 'tasarımcı' der.sen de öyle diyebilirsin" diye devam etti konuşmasına.oyunun
kutusunu önüne çekip kutuyu açtı ve içinden biri siyah, diğeri beyaz iki taş çıkardı.satrançtaki 'fil'e benziyordu bunlar.tasarımcı devam etti konuşmasına:
- hangisini istersin?
- bir farkı var mı?
- oyunu inceleme fırsatın olmadı sanırım.
- evet.acil halledilmesi gereken işler vardı.
- aslında hepsi sadece bu oyun için birer paravan.
- nasıl?
- sana bu şirkete nasıl girdiğimi ve bu oyunu nasıl tasarladığımızı anlatayım.o zaman daha iyi farkına varabilirsin belki bunun bu şirket için sadece bir oyundan ibaret olmadığını.ama önce bir kahve içelim..
telefonu açıp iki kahve istedi.birkaç dakika içinde kahveler gelmişti.tasarımcı devam etti konuşmasına:
- ben bir yazılım şirketinde mühendis olarak çalışıyordum.iş basitti ancak hayalimin mesleği değildi.tek yaptığımız ufak şirketler için bilgisayar programları hazırlıyorduk.ama benim hayalim daha büyük işlerdi.bir gün bu şirketin bir bilgisayar mühendisi aradığı ilanını gördüm.başvurmak için çok fazla düşünmedim.başvuruya geldiğimde genel müdür karşıladı beni.yanında biri daha vardı.o zaman tanımasam da daha sonra patron olduğunu öğrenmiştim.
- ben daha tanışamadım patronla.
- acele etme.ben de bunca yıldır ancak birkaç kez görebildim.çoğu görüşmelerimiz bu oyun ile ilgiliydi.patron buna çok önem veriyor.başvuru yaptığımda hiçbir şey sormadılar.zaten beni tanıdaklarını ve yakından takip ettiklerini söylediler.ancak işe uygun olup olmadığımı anlamak için bir program hazırlamamı istediler.istedikleri program basit bir şeydi ancak bu oyunun temeli de o programa dayanıyor.
- nasıl?
- bunu anlatmak biraz zor.göstermek lazım.
tasarımcı telefonu açıp asistanından bilgisayarını getirmesini istedi.kadın merakla onu izliyordu."gittikçe garipleşiyor her şey" diyebildi sadece..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder